Saturday, February 14, 2015

Ulaş Beyin Fırtınası

Gelin, gelin. Anlatacağım bir şey var. Ben doğduğum zamandan beridir tüm tatillerinin tamamını ya da bir kısmını mutlaka Samsun'da geçiren biriyim. Tatilimin çoğunluğunu anneannemin, dayılarımın köyü olan Teknepınar köyünde geçiririm. Köy demek her zaman ağırıma gidiyor, çünkü köy değil. Mahalle desem de tam uymuyor. Şehre 5 dakika uzaklıkta, gece 12'ye kadar köy-şehir arası dolmuşların işlediği köy mü olurmuş... Her neyse, geçenlerde buradaki Teknepınar Ilkokulu'nun bahçesinde yaklaşık iki-üç sene önce inşa edilmiş yeni gibi gözüken bir pota olduğunu keşfettim, neden daha önce keşfetmediğime bir gün boyunca sövdükten sonra ertesi gün ilk işim hemen 10 15 liraya vasat bir basketbol topu alıp potaya koşmak oldu. Bu benim için önemli bir şeydi, her sene tatilimi geçirdiğim Teknepınar'da en önemli tutkum olan basketbolu oynayabilmek... Okulun bahçesi Teknepınar Camiisi'nin avlusuna bağlıydı. Bu da beni "burda nasıl ders işleniyor?" diye düşündürdü, günde 5 kere ezan sesi hemde o kadar şiddetli ki öğretmeni 2 metre öteden duymak pek mümkün olmayabilir. Her neyse camiiye giren yaşlı amcalar okul bahçesinde basketbol oynayan pek insan görmemiş olacak ki bana bir çoğu bön bön baktı. Ama pekte umrumda değildi, bu fırsatı elimden hiç bir şeyin almasına izin vermezdim. Zaten 2. günden sonra alıştılar bana. 3. gün bir amca benim smaç bastığımı izledi, ve caminin avlusundan bana seslendi pek duymadığım için yanına yaklaştım. Teller arasından senelerce unutmayacağım ve "Insanımız ne kadar aptal olabilir?" sorusunun net cevabını aldığım bir muhabbet başladı. Amcamız 65 yaşlarında takkeli ve klasik yaşlı bir yüzü vardı, yeni namazını bitirmişti sohbet aynen şöyle vuku buldu;
-"O top sert mi, patlamıyor mu kolay kolay?"
-"Hayır amcacım, basketbol topudur bu kolay kolay patlamaz."
İşte konuya keskin bir giriş;
-"Top oynayacağınıza, Kuran okusanıza, dua öğrensenize."
Sessiz kalmayı tercih ettim, güldüm sadece. Aptal bir tartışma başlatma niyetim yoktu karşımda 65 yaşında hayatı boyunca Kurandan başka kitap okuyup okumadığından şüphelendiğim biri vardı.
-"Sen o topun kökünün nerden geldiğini biliyor musun?"
Hayır, diye cevapladım.
-"Kerbela'dan geliyor, gavurlar hazreti Ali'nin kafasını kesip gece top diye oynadılar, işte bu sporlar futbol basketbol hepsi ordan yayıldı. Şimdi sorarım sana, senin kafanı kesip top diye oynasalar senin kemiklerin sizlamaz mı? İşte şimdi insanlar her top oynadığında hazreti Ali'de arkanızdan beddua ediyor."
Ulan, dedim senin olmayan beyninin içine edeyim. Ancak içimden...
Yaşlılara olan saygımdan ve genel alçakgönüllü oluşumdan adamın bu saçmalıklarını biraz daha dinlemek zorunda kaldım. En sonunda dayanamayıp "amcacım zamanımız dar, meşgul etmesen?" diye biraz sert bir tavırla karşılık verdim. Ama bana mısın demedi. Bu sefer kardeşimi, 10 yaşındaki Baran'ı, soru yağmuruna tuttu. "Yemekten önce ne denir, sonra ne denir, duaları say" saçmalıkları klasik. Sonra artık tepem atınca kardeşimi hırkasından tutup kendime doğru çektim. Adama da kalan son saygım ile "amcacım işine bak hadi, meşgul etme bizi" dedim. Biz tekrar sahaya geri dönerken arkamızdan bize söylenince tehditkâr bakışım ile "ya ulan işine bak" diye bir bağırdım. Son hatırladığım sözü "o topu çöpe atın" idi, onu da söyleyip toz oldu. Sonra ben de din denen kavramın içine bu denli batmış, ve diğer insanları da içeri çekmeye çalışan tüm insanlara sövdüm yeniden, ancak içimden. Ve de o amcanın yakınlarına çok üzüldüm. Tanımadığı insanlara bile saçma düşüncelerini aktarmaya çalışan bu adam, kendi çocuğunun, torununun elinde top ile oynadığını görse ne yapardı acaba?