Friday, July 31, 2015
Göreceli, Başarı. Göreceli Başarı.
Bir yolun sonuna geldim, yolun sonunda mutlu son olması gerekiyor. Ben boşa yol katedecek biri olmadım, imkansız. E peki oldu mu mutlu son, başarılı oldum mu? Cevap göreceli. Başarının ölçütü nedir ki en başta? Ben asla ''buna da şükür'' veya ''olmadıysa vardır bir hayır'' diyecek biri de olamadım, maalesef. Bünyem bu tip züğürt tesellilerini kabul etmiyor. Zaten milletimizin aptallığı da bu tip teselliler yüzünden değil mi temelinde... Her neyse. Senenin başında veyahut 2 senedir kendime koyduğum bir hedef vardı. Benim için başarı o hedefe ulaşmaktı. O hedefe ulaşırsam, ''işte başardım.'' diyecektim. Netekim o hedefe ulaşamadım, bu açıdan bakıldığında başarısız olduğum söylenebilir. Doğrudur. Başarısız oldum. Ama bu gerçeği sadece kendi kendime söyleyebiliyorum, çünkü aslında yolun sonunda başarıya ulaştım. Kimsenin yüzüne böyle bir seviyedeyken başarısız oldum diyemem, gülerler. E peki derdim ne benim? Hiç. Bu başarı ile gurur duyuyor muyum? Ölesiye. Başarımdan mutlu muyum? Kesinlikle. Karşımdaki insana böyle yansıtacağım, ancak içten içe aslında ''o hedef''e varamayıp başka bir yola gitmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Açık konuşmalı, sonuçta kendimi yerebiliyorsam, övmeye de hakkım olmalı, değil mi? Sahip olduğum başarıya sahip olabilen çok çok az insan var. Gözünüze arsız, kibirli olarak görünmek istemem, ''e daha ne istiyorsun be?'' diyebilirsiniz. Ancak, tatmin olmanın anlamı nedir ki? Tatmin olmak demek daha iyisi için çabalamayı bırakmak, olanla yetinmek demek. Ve eğer bir şey biliyorsam, her zaman biraz daha iyisi vardır. Oraya ulaşana kadar tatmin olacağımı sanmıyorum. Hayatın gayesi bu olmalı. İlk hedef o kadar yüksekti ki, o gerçekleşmese bile onun alternatifleri bile insanı üzmeyen derecedeki başarılar idi. Yazının sonuna geldikçe aslında bu yazıyı yazma amacımın kendimi teselli etmek olduğunu farkettim. Komik oldu bu, neyse. Teselliye en az ihtiyacı olan insan ben olmalıyım herhalde. Ne tesellisi ulan, basbayağı saf başarı işte! Yok, yok var bir şeyler.
Tuesday, May 5, 2015
-On The Runway.
I have always been bad at starting such writings... But you know, things gotta start at some point. And this has to be the time that the ''chance&change'' starts. Impatience is the word that can explain the next months ahead of me. But the word ''Impatience'' alone is not enough, we can add weariness, being fed up and it just goes on like that. Having returned from a trip in Romania, which I can call the best week of my life, I feel like my heart just started beating. For the first time in my life, I realised that the world is bigger than I thought. I'm just fed up with living in a town whose people are total jerks and narrow-minded, and I'm also fed up with going to school every-fucking-day and seeing the same people, doing the same staff, sitting in the same desk and repeating this cycle for 8 hours every 5 days of the week. Well you might think that the reason I think like this is the trip I took, but it's not the real reason. I've been thinking about these for a good 1 year. The trip was not the reason but just another thing that clinched my thoughts. I'm starting to feel like I have to make some big changes, but since I will be in university 5 months from now I think changes will happen naturaly. That's why I don't really rush things, but the black horse inside me is not as patient as I am. And I really don't want to calm that horse down, because I know that it is the thing that will keep me alive and lively throughout my life. Well I might have gone hard on the people I know, but there are still a handful of people I admire and love. Except those people, I really don't give a shit about others. There is always this feeling... The feeling that I don't belong to here. That's not to say that the life I live is miserable, I'm not suffering from poverty or anything. I'm sure that there are thousand of people who want to have a life like the one I have, so you may think that I must be thankful, and be content with what I already have, well actually I am. But since I am not a ''Thank to God'' type of person, I doubt if I will ever be satisfied with the life I am living right now. I'm satisfied with the parts of my life which can be fixed by money, I have to admit, but the others part like the place I live in, the people I see... That's what I'm not satisfied with about my life. I believe, they can only be changed with a great amount of passion which I truly have. I have a lot of dreams as you can understand, and I will fight to death to make these dreams real. Because you know: ''Like a true nature's child, we were born, born to be WILD.''
Saturday, February 14, 2015
Ulaş Beyin Fırtınası
Gelin, gelin. Anlatacağım bir şey var. Ben doğduğum zamandan beridir tüm tatillerinin tamamını ya da bir kısmını mutlaka Samsun'da geçiren biriyim. Tatilimin çoğunluğunu anneannemin, dayılarımın köyü olan Teknepınar köyünde geçiririm. Köy demek her zaman ağırıma gidiyor, çünkü köy değil. Mahalle desem de tam uymuyor. Şehre 5 dakika uzaklıkta, gece 12'ye kadar köy-şehir arası dolmuşların işlediği köy mü olurmuş... Her neyse, geçenlerde buradaki Teknepınar Ilkokulu'nun bahçesinde yaklaşık iki-üç sene önce inşa edilmiş yeni gibi gözüken bir pota olduğunu keşfettim, neden daha önce keşfetmediğime bir gün boyunca sövdükten sonra ertesi gün ilk işim hemen 10 15 liraya vasat bir basketbol topu alıp potaya koşmak oldu. Bu benim için önemli bir şeydi, her sene tatilimi geçirdiğim Teknepınar'da en önemli tutkum olan basketbolu oynayabilmek... Okulun bahçesi Teknepınar Camiisi'nin avlusuna bağlıydı. Bu da beni "burda nasıl ders işleniyor?" diye düşündürdü, günde 5 kere ezan sesi hemde o kadar şiddetli ki öğretmeni 2 metre öteden duymak pek mümkün olmayabilir. Her neyse camiiye giren yaşlı amcalar okul bahçesinde basketbol oynayan pek insan görmemiş olacak ki bana bir çoğu bön bön baktı. Ama pekte umrumda değildi, bu fırsatı elimden hiç bir şeyin almasına izin vermezdim. Zaten 2. günden sonra alıştılar bana. 3. gün bir amca benim smaç bastığımı izledi, ve caminin avlusundan bana seslendi pek duymadığım için yanına yaklaştım. Teller arasından senelerce unutmayacağım ve "Insanımız ne kadar aptal olabilir?" sorusunun net cevabını aldığım bir muhabbet başladı. Amcamız 65 yaşlarında takkeli ve klasik yaşlı bir yüzü vardı, yeni namazını bitirmişti sohbet aynen şöyle vuku buldu;
-"O top sert mi, patlamıyor mu kolay kolay?"
-"Hayır amcacım, basketbol topudur bu kolay kolay patlamaz."
İşte konuya keskin bir giriş;
-"Top oynayacağınıza, Kuran okusanıza, dua öğrensenize."
Sessiz kalmayı tercih ettim, güldüm sadece. Aptal bir tartışma başlatma niyetim yoktu karşımda 65 yaşında hayatı boyunca Kurandan başka kitap okuyup okumadığından şüphelendiğim biri vardı.
-"Sen o topun kökünün nerden geldiğini biliyor musun?"
Hayır, diye cevapladım.
-"Kerbela'dan geliyor, gavurlar hazreti Ali'nin kafasını kesip gece top diye oynadılar, işte bu sporlar futbol basketbol hepsi ordan yayıldı. Şimdi sorarım sana, senin kafanı kesip top diye oynasalar senin kemiklerin sizlamaz mı? İşte şimdi insanlar her top oynadığında hazreti Ali'de arkanızdan beddua ediyor."
Ulan, dedim senin olmayan beyninin içine edeyim. Ancak içimden...
Yaşlılara olan saygımdan ve genel alçakgönüllü oluşumdan adamın bu saçmalıklarını biraz daha dinlemek zorunda kaldım. En sonunda dayanamayıp "amcacım zamanımız dar, meşgul etmesen?" diye biraz sert bir tavırla karşılık verdim. Ama bana mısın demedi. Bu sefer kardeşimi, 10 yaşındaki Baran'ı, soru yağmuruna tuttu. "Yemekten önce ne denir, sonra ne denir, duaları say" saçmalıkları klasik. Sonra artık tepem atınca kardeşimi hırkasından tutup kendime doğru çektim. Adama da kalan son saygım ile "amcacım işine bak hadi, meşgul etme bizi" dedim. Biz tekrar sahaya geri dönerken arkamızdan bize söylenince tehditkâr bakışım ile "ya ulan işine bak" diye bir bağırdım. Son hatırladığım sözü "o topu çöpe atın" idi, onu da söyleyip toz oldu. Sonra ben de din denen kavramın içine bu denli batmış, ve diğer insanları da içeri çekmeye çalışan tüm insanlara sövdüm yeniden, ancak içimden. Ve de o amcanın yakınlarına çok üzüldüm. Tanımadığı insanlara bile saçma düşüncelerini aktarmaya çalışan bu adam, kendi çocuğunun, torununun elinde top ile oynadığını görse ne yapardı acaba?
-"O top sert mi, patlamıyor mu kolay kolay?"
-"Hayır amcacım, basketbol topudur bu kolay kolay patlamaz."
İşte konuya keskin bir giriş;
-"Top oynayacağınıza, Kuran okusanıza, dua öğrensenize."
Sessiz kalmayı tercih ettim, güldüm sadece. Aptal bir tartışma başlatma niyetim yoktu karşımda 65 yaşında hayatı boyunca Kurandan başka kitap okuyup okumadığından şüphelendiğim biri vardı.
-"Sen o topun kökünün nerden geldiğini biliyor musun?"
Hayır, diye cevapladım.
-"Kerbela'dan geliyor, gavurlar hazreti Ali'nin kafasını kesip gece top diye oynadılar, işte bu sporlar futbol basketbol hepsi ordan yayıldı. Şimdi sorarım sana, senin kafanı kesip top diye oynasalar senin kemiklerin sizlamaz mı? İşte şimdi insanlar her top oynadığında hazreti Ali'de arkanızdan beddua ediyor."
Ulan, dedim senin olmayan beyninin içine edeyim. Ancak içimden...
Yaşlılara olan saygımdan ve genel alçakgönüllü oluşumdan adamın bu saçmalıklarını biraz daha dinlemek zorunda kaldım. En sonunda dayanamayıp "amcacım zamanımız dar, meşgul etmesen?" diye biraz sert bir tavırla karşılık verdim. Ama bana mısın demedi. Bu sefer kardeşimi, 10 yaşındaki Baran'ı, soru yağmuruna tuttu. "Yemekten önce ne denir, sonra ne denir, duaları say" saçmalıkları klasik. Sonra artık tepem atınca kardeşimi hırkasından tutup kendime doğru çektim. Adama da kalan son saygım ile "amcacım işine bak hadi, meşgul etme bizi" dedim. Biz tekrar sahaya geri dönerken arkamızdan bize söylenince tehditkâr bakışım ile "ya ulan işine bak" diye bir bağırdım. Son hatırladığım sözü "o topu çöpe atın" idi, onu da söyleyip toz oldu. Sonra ben de din denen kavramın içine bu denli batmış, ve diğer insanları da içeri çekmeye çalışan tüm insanlara sövdüm yeniden, ancak içimden. Ve de o amcanın yakınlarına çok üzüldüm. Tanımadığı insanlara bile saçma düşüncelerini aktarmaya çalışan bu adam, kendi çocuğunun, torununun elinde top ile oynadığını görse ne yapardı acaba?
Subscribe to:
Posts (Atom)