Thursday, July 10, 2014
One of these mornings... Won't be very long. You'll look for me, but I'll be gone.
Düşün ki her şey toz pembe, öyle bir haldesin ki ''Allah'ı gelse, tadımı kaçıramaz ulan.'' diye geçiriyorsun içinden en umulmaz olanı unutarak. Toz pembelerin ufkunda karanlık bir silüet görünür farkına varana kadar hissetmezsin. Sonra gelip tokat gibi çarpar, toz pembe hayatın bir anda tam tersine döner. Beyazdan siyaha keskin bir dönüş yaparsın. Ne olabilir ki? Ne olabilir insana kendini bu kadar kolay unutturan, ve bir o kadar da kolay hatırlatan? Ölüm. Ölmek işin kolay kısmı olmalı. Arkanda bıraktığın insanların hali ne olacak? Onların hüznü nasıl dinecek? Ne yapsalar da içlerindeki ''sen'' pişmanlığından, ''sen'' özleminden kurtarsalar kendilerini? Gülen yüzünden mahrum ettiğin bunca evladın kimde görecek menekşe gözlerinle birlikte yüzünde çiçek gibi açan gülümsemeyi? Gidişine alışamadım demek yanlış olur, gidişini idrak edemedim henüz. Eğer bir anda dalgınlığıma gelir de her zaman olduğu gibi anneme ''Anne ben biraz ciciannemlere iniyom, gelirim bir iki saate yae'' dersem de kızma bu çocuğun hala narkozun etkisinde, çıkamaz kolay kolay...
Dünya'ya inmiş meleklerden biri de böylece süresini tamamladı ve yuvasına uçtu.
Bu yazıya aşırı derecede gözyaşı katılmıştır efendim.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment